Geldik Gidiyoruz

Geldik Gidiyoruz

Biricik amcamı kaybettim

6 kişi kardeşini

5 kişi dayısını

3 kişi babasını

2 kişi amcasını

1 kişi biricik eşini kaybetti

2 dk’da gitti, 24 saat dolmadan gömüldü

Anılar saymakla bitmezdi de

Bu dünyadan bir Osman geldi geçti

Biricik teyzemi kaybettim

5 kişi kardeşini

4 kişi halasını

4 kişi teyzesini

4 kişi annesini

1 kişi biricik eşini kaybetti

2 dk’da gitti, 24 saat dolmadan gömüldü

Anılar saymakla bitmezdi de

Bu dünyadan bir Suna geldi geçti

Dile Kolay

Dile Kolay

Dile kolay seni unuttum demek
Dile kolay gelir yüreğime zor
Kolay amma gülü kuruttum demek
Kuru gülün kokusunu bana sor

Gönül defterinde saklasam olmaz
Dönüp dönüp hergün bakmasam olmaz
Yüreğim elvermez koklasam olmaz
Kuru gülün kokusunu bana sor

Unutmak değildi özlemekti bu
Denizden kaynağa geri döndü su
Bilki sevmeyene yoktur kokusu
Kuru gülün kokusunu bana sor

Acemkürdi Makamında Sözlü Eserler

Hayat

Hayat

Hayat hikayelerden esinlenir

Eskiden yazarların yazdığı hikayelerden esinlenirdi

Şimdiyse kamerası olan herkesin çektiği hikayeler esin kaynağı olmaya çalışıyor

Kelimeler gibi yazıldığı gibi okunmuyor

Ama renkler hatta sesler karışınca bir başka oluyor

Herkes duyduğu kadarıyla

Şarkıya eşlik ediyor

Kendi nefesiyle

Bir Sevda Masalı

Bir Sevda Masalı

Deniz insanlarının gelme zamanı

Onlar bilirler

Ama evde ekmeğini erkeğini bekleyen kadınlar geç öğrenir Denizin ogün kimi aldığını

Cömerttir, geri çevirmez bir lokma ekmek için koynuna dalanları

İrili ufaklı teknelere açar koynunu, derinliklerini

Koruyanını sever mavisini başka renklerle kirletmeyeni

Affetmediği koynunda tükettiği canlar da olur

Deniz mi haklıydı insanoğlu mu bilinmez

Suya yazılmış Bir Sevda Masalı bizimkisi

En çok denizi

Sonra tekneyi

Sonra beni severdin

Her sabah sevgililerinden kopup bana gelmeni beklerdim

Bir gün ayrılamadın sevgilinden

Sevgilin Deniz kıskandı paylaşamadı seni benimle

Her sabah denize verdim gözlerimi

Sabahın aydınlığında gecenin karanlığında ufuka adadım gözlerimi

Gelmedin

Sevgilin aldı seni

İnsanoğlunun tüm pisliğini geri veren Deniz

Sen’i vermedi

Gücü içimdeki ateşi söndüremedi

Kızdım tüm taşları fırlattım denize

Sahi kimdi asıl vurgunu yiyen

Giden mi, geride kalan mı

…
Sevgilin özür diledi gözyaşlarımla ıslandığında

Eli elime değdi, teni tenime

Anladım o zaman onu seçmekte haklı olduğunu

Artık denize taş atmıyorum

Seni ve denizi affettim

trtarşiv/2023/Yıldız Kenter

Güçaydın!

Güçaydın!

Cennette arsa satanları kınayanlar

Cehenneme şeytan gömer oldular

Para almayıp beddua sattılar

Toprakla arınırız sandılar


Kuyruklarına dolandıklarının

Farkına varmadan

Çemberinde dolanarak feleğin

Başları döndü de şaraptan sandılar

Ya aynaları yoktu

Ya da kendilerine bakmaya…

Akıllarınca yüzlerini boyamış olsalar da

Aydınlığa muhtaçtı fani gözleri

Alevler ışıtsa da

Toprağın üstünü

Her gözün gördüğünde

Herkesin kendi mayasının izleri

Cennet de cehennnem de aynı bedelle satılsa da

Bir olur mu hiç

Cehennem ateşiyle, cennet ışığının gölgesi

Biri toprakta sönerken

Diğeri döner, can olur, can verir


Gölge orda ortada

Anahtarı mayamızda gizli

Muhtaç olduğun kudret

Damarlarında

Çocuk Kalbim

Çocuk Kalbim

Çocukluğum uzaklarda
Bana sanki gelsen diyor
Benim şehrim çocuk kalbim
Yüküm ağır çeksem diyor
Gençliğim de orda saklı
Ah ne var ki inanmıyor

Bir kuş olsam uçsam derdim
Biraz kahrını çeksem derdim
O şehirde bir vurulsam
Ölsem derdim

Yok be kalbim böyle ölme
İtiraf et söyle sen de
Her şey eski dönmek yok
Ah ne çare

O diyarlar o tepeler
Bu yalnızlık bitmez diyor
Fenerimi yaksan da olur
Ben ölüyüm çocuk diyor
Gençliğim de orda saklı
Ah ne var ki inanmıyor

Bir kuş olsam uçsam derdim
Biraz kahrını çeksem derdim
O şehirde bir vurulsam
Ölsem derdim

Yok be kalbim böyle ölme
İtiraf et söyle sen de
Her şey eski dönmek yok
Ah ne çare

Nazan Öncel /1995

Albüm:Göç/ Şarkı:Çocuk Kalbim

Bencileyin

Bencileyin

Acep şu yerde varm'ola
Şöyle garip bencileyin
Bağrı başlı gözü yaşlı
Şöyle garip bencileyin

Gezdim Rum ile Şam'ı
Yukarı illeri kamu
Çok istedim bulamadım
Şöyle garip bencileyin

Kimseler garip olmasın
Hasret oduna yanmasın
Hocam kimseler duymasın
Şöyle garip bencileyin

Söyler dilim ağlar gözüm
Gariplere göynür özüm
Meğer ki gökte yıldızım
Şöyle garip bencileyin

Nice bu dert ile yanam
Ecel ere bir gün ölem
Meğer ki sinimde bulam
Şöyle garip bencileyin

Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin

Hey Emre'm Yunus biçare
Bulunmaz derdine çare
Var imdi gez şardan şara
Şöyle garip bencileyin

Yunus Emre

Bazen

Bazen

Yaşamaktan ürkecek kadar korkutur bazen içinde olduğun toplum tarafından nasıl karşılanacağını bilememek. Yönetemediğin ama maruz kalmak zorunda olduğun şeyle yüzleşmek kolay değildir. Hele bir de bunu hayata karşı alman gereken pozisyonda insanın benliğinden daha öne koyan bir toplum tarafından büyütülmüşsen…

Yaşalmak

Yaşalmak

Küçükken oyunlar kurardım

Kazandıkça hayatın bana bişeyler getireceğine inandığım

Çizgilere basmadan yürümeye çalışan insanlardandım

Yürüdükçe yoruldum

Durduğumda katılaştım

Su gibi akmaya çalışırken

Rüzgar gibi savruldum

Gittikçe anlarken

Durdukça karıştım

Kök salmak isterken

Tutunacak dal bulamadım

Artık oynamıyorum

Bişey olduğundan değil

Bişey olmadığından

Kurduğum oyunlar bişeye yaramadığından

Yeni bişeyler yapmak istiyorum

Ya ben büyüdüm

Ya dünya küçüldü

Ama belli ki

Oyun oynayacak yer kalmadı

Bu dünya’da

I

I

1931 yılında Mustafa Kemal’in bir toplantıda Türk milletinin nasıl kurtulacağını sorduğunda Hasan Ali Yücel, “Türk milleti ne zaman kurtarıcı arama ihtiyacı duymazsa o zaman kurtulur.” diye cevap vererek Mustafa Kemal’in beğenisini kazanmıştır.

Bişey

Bişey

Bişey var sende

Olmadığını bildiğim

Eksik

Bişey

Adını bilmediğim

Ama tadını bildiğim

Bildiğin damağımda kalmış

Bişey

Tadını hatırlasam da

Adını koyamadığım

Ne kadar önemli

Bişey

Aşk olmaz!

Aşk olmaz!

-Kadınla erkeğin yan yana gelmediği, birbirleriyle görüşüp konuşmadığı memlekette aşk olmaz.

dedi iddialı bir havayla.

-Neden biliyor musun? Çünkü erkekler bir kadın görür görmez iyi, kötü güzel – çirkin hiç bakmaz, haftalarca aç kalmış hayvanlar üzerine atlarlar. Hepsinin alışkanlığı budur. Sonra da bunu”aşk” zannederler. Böyle bir yerde “AŞK “olur mu?

Masumiyet Müzesi

Yol

Yol

Duymakla dinlemek arasında fark var

Bir bırakış gerekir bir değişim dönüşüm için

Bilmekle hissetmenin kavuştuğu yerde

Suyla ateşin buluşması gibi

Günün geceye

Ölümün yaşama döndüğü

Varlıkla yokluk arasında

Eşitlikle denklik kadar uzak

Ama bir o kadar da yakın

Sesle nefes arasında

Nefis biyere saklanmış

Nefse sıkışmış

Bir ses olmuşmuş

Olması bir tercih değil bir sonuç

Sebebini aramak meraklısına…

Karanlıkta Yemek

Karanlıkta Yemek

Yıllar önce karanlıkta yemek deneyimine gitmiştim.

Deneyim sırasında gördüğümüz tek kişi içerinin gerçek halini merak etmekten vazgeçmemizi söylemişti.

“Gerçek halini gördüğünüz zaman bu deneyim çok normalleşecek ama bu haliyle her hatıranıza farklı bir ortam hayal edebilirsiniz her seferinde farklı bir hatıra düşleyebilir, yaratabilir, yaşayabilirsiniz.”

Düşündüm,

Haklıydı…

Sadece cevaplarını bilmek istemediğimiz sorulara değil

Cevaplarını gerçekten bilmediğimiz, bilemediğimiz sorulara da gözümüzü kapatıyoruz

Belki de bakmaktan yorulduğumuzda

Sadece gözlerimizi dinlendiriyoruz

Ve neye inanıyorsak

O oluyor sonunda

Karanlıkta yediğimiz

Kâinatta bir zerreyim.

Kâinatta bir zerreyim.

Ne güzel söylemiş Âşık Daimi.

Yalnız zerre deyip geçme.

Madem insan dediğin kâinatın bir zerresi, o halde insan değişirse koskoca bir kâinat değişir değil mi?

Ama zor tabi değişmek.

Hatta bir şartı var ki onu da söylemiş Daimi: “Zerre içinde zerreyim ben kendimi bilmez miyim?”

Yani işin sırrı kendini bilmekte.

Değişmek istiyorsan eğer, bileceksin kendini. Neyi terk ettiğini bileceksin ki neye kavuşmak istediğini bilesin.

Şimdi düşünüyorum da bırak bilmeyi ben aslında hiç öğrenemedim kendimi. Onun içinde asla değişmem derdim.

Ne azalırım, ne çoğalırım, ne inerim, ne çıkarım. Zannederdim ki hep aynı kalırım.

Bin sene düşünsem aklıma gelmezdi, meğer Agâh’ın kendini bilmesi için önce her şeyi unutması sonra da yeniden hatırlaması gerekiyormuş. İşte ben bu sayede değiştim.

Bir ömür sürdü belki ama nihayet bu sabah başka bir Agâh olarak uyandım.

Bambaşka bir Agâh’a baktım aynada.

Ve ben dün gece yeni bir yol buldum kendime

O yolun sonunda da evlatlarımın hayatını kurtarmakla kalmayacağım o toprağın altında kaybolanları da bulacağım

Seneler önce bi dilek tutmuştum ben

Ve nihayet gerçekleşicek

Ve artık ben

Agah Beyoğlu

İyi bi insan olucam

Şahsiyet 2. Fasıl