“Hiçkimse anlamadığı tercihin ötesini göremez”
The Oracle/Matrix
“Hiçkimse anlamadığı tercihin ötesini göremez”
The Oracle/Matrix
Tanrı sevilende değildir.
Tanrı sevendedir.
Sonsuz mutluluk yoktur.
Sonsuz uyum ve sonsuz erdem vardır.
Bizi mutlu kılacak tek şey uyumdur.
Biricik amcamı kaybettim
6 kişi kardeşini
5 kişi dayısını
3 kişi babasını
2 kişi amcasını
1 kişi biricik eşini kaybetti
2 dk’da gitti, 24 saat dolmadan gömüldü
Anılar saymakla bitmezdi de
Bu dünyadan bir Osman geldi geçti
Biricik teyzemi kaybettim
5 kişi kardeşini
4 kişi halasını
4 kişi teyzesini
4 kişi annesini
1 kişi biricik eşini kaybetti
2 dk’da gitti, 24 saat dolmadan gömüldü
Anılar saymakla bitmezdi de
Bu dünyadan bir Suna geldi geçti
Dile kolay seni unuttum demek
Dile kolay gelir yüreğime zor
Kolay amma gülü kuruttum demek
Kuru gülün kokusunu bana sor
Gönül defterinde saklasam olmaz
Dönüp dönüp hergün bakmasam olmaz
Yüreğim elvermez koklasam olmaz
Kuru gülün kokusunu bana sor
Unutmak değildi özlemekti bu
Denizden kaynağa geri döndü su
Bilki sevmeyene yoktur kokusu
Kuru gülün kokusunu bana sor
Acemkürdi Makamında Sözlü Eserler
“Mutluluğu gelecekte arıyorsun” demişti öyle bi çırpıda
Evet çünkü aramadan bulunmaz
Hatta bazı şeyler arasan da bulunmaz
Bulmayı boşverince, varmaya başlanır
Tadına Mutluluğun
Hayat hikayelerden esinlenir
Eskiden yazarların yazdığı hikayelerden esinlenirdi
Şimdiyse kamerası olan herkesin çektiği hikayeler esin kaynağı olmaya çalışıyor
Kelimeler gibi yazıldığı gibi okunmuyor
Ama renkler hatta sesler karışınca bir başka oluyor
Herkes duyduğu kadarıyla
Şarkıya eşlik ediyor
Kendi nefesiyle
Deniz insanlarının gelme zamanı
Onlar bilirler
Ama evde ekmeğini erkeğini bekleyen kadınlar geç öğrenir Denizin ogün kimi aldığını
Cömerttir, geri çevirmez bir lokma ekmek için koynuna dalanları
İrili ufaklı teknelere açar koynunu, derinliklerini
Koruyanını sever mavisini başka renklerle kirletmeyeni
Affetmediği koynunda tükettiği canlar da olur
Deniz mi haklıydı insanoğlu mu bilinmez
Suya yazılmış Bir Sevda Masalı bizimkisi
En çok denizi
Sonra tekneyi
Sonra beni severdin
Her sabah sevgililerinden kopup bana gelmeni beklerdim
Bir gün ayrılamadın sevgilinden
Sevgilin Deniz kıskandı paylaşamadı seni benimle
Her sabah denize verdim gözlerimi
Sabahın aydınlığında gecenin karanlığında ufuka adadım gözlerimi
Gelmedin
Sevgilin aldı seni
İnsanoğlunun tüm pisliğini geri veren Deniz
Sen’i vermedi
Gücü içimdeki ateşi söndüremedi
Kızdım tüm taşları fırlattım denize
Sahi kimdi asıl vurgunu yiyen
Giden mi, geride kalan mı
…
Sevgilin özür diledi gözyaşlarımla ıslandığında
Eli elime değdi, teni tenime
Anladım o zaman onu seçmekte haklı olduğunu
Artık denize taş atmıyorum
Seni ve denizi affettim
trtarşiv/2023/Yıldız Kenter
Hayatının kurmanın yollarından biri devlettir
Ama doğal değildir
”İbn-i Haldun”
Cennette arsa satanları kınayanlar
Cehenneme şeytan gömer oldular
Para almayıp beddua sattılar
Toprakla arınırız sandılar
Kuyruklarına dolandıklarının
Farkına varmadan
Çemberinde dolanarak feleğin
Başları döndü de şaraptan sandılar
Ya aynaları yoktu
Ya da kendilerine bakmaya…
Akıllarınca yüzlerini boyamış olsalar da
Aydınlığa muhtaçtı fani gözleri
Alevler ışıtsa da
Toprağın üstünü
Her gözün gördüğünde
Herkesin kendi mayasının izleri
Cennet de cehennnem de aynı bedelle satılsa da
Bir olur mu hiç
Cehennem ateşiyle, cennet ışığının gölgesi
Biri toprakta sönerken
Diğeri döner, can olur, can verir
Gölge orda ortada
Anahtarı mayamızda gizli
Muhtaç olduğun kudret
Damarlarında
Meğer ayrılık,
bazen bir iplikte düğümlenirmiş,
bazen de bir çorapta saklanırmış.
Dokunduğunda, tüm hatıralar avucunda toplanırmış..
NÜ/Reading
Çocukluğum uzaklarda
Bana sanki gelsen diyor
Benim şehrim çocuk kalbim
Yüküm ağır çeksem diyor
Gençliğim de orda saklı
Ah ne var ki inanmıyor
Bir kuş olsam uçsam derdim
Biraz kahrını çeksem derdim
O şehirde bir vurulsam
Ölsem derdim
Yok be kalbim böyle ölme
İtiraf et söyle sen de
Her şey eski dönmek yok
Ah ne çare
O diyarlar o tepeler
Bu yalnızlık bitmez diyor
Fenerimi yaksan da olur
Ben ölüyüm çocuk diyor
Gençliğim de orda saklı
Ah ne var ki inanmıyor
Bir kuş olsam uçsam derdim
Biraz kahrını çeksem derdim
O şehirde bir vurulsam
Ölsem derdim
Yok be kalbim böyle ölme
İtiraf et söyle sen de
Her şey eski dönmek yok
Ah ne çare
Nazan Öncel /1995
Albüm:Göç/ Şarkı:Çocuk Kalbim
Acep şu yerde varm'ola
Şöyle garip bencileyin
Bağrı başlı gözü yaşlı
Şöyle garip bencileyin
Gezdim Rum ile Şam'ı
Yukarı illeri kamu
Çok istedim bulamadım
Şöyle garip bencileyin
Kimseler garip olmasın
Hasret oduna yanmasın
Hocam kimseler duymasın
Şöyle garip bencileyin
Söyler dilim ağlar gözüm
Gariplere göynür özüm
Meğer ki gökte yıldızım
Şöyle garip bencileyin
Nice bu dert ile yanam
Ecel ere bir gün ölem
Meğer ki sinimde bulam
Şöyle garip bencileyin
Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin
Hey Emre'm Yunus biçare
Bulunmaz derdine çare
Var imdi gez şardan şara
Şöyle garip bencileyin
Yunus Emre
Yaşamaktan ürkecek kadar korkutur bazen içinde olduğun toplum tarafından nasıl karşılanacağını bilememek. Yönetemediğin ama maruz kalmak zorunda olduğun şeyle yüzleşmek kolay değildir. Hele bir de bunu hayata karşı alman gereken pozisyonda insanın benliğinden daha öne koyan bir toplum tarafından büyütülmüşsen…
Küçükken oyunlar kurardım
Kazandıkça hayatın bana bişeyler getireceğine inandığım
Çizgilere basmadan yürümeye çalışan insanlardandım
Yürüdükçe yoruldum
Durduğumda katılaştım
Su gibi akmaya çalışırken
Rüzgar gibi savruldum
Gittikçe anlarken
Durdukça karıştım
Kök salmak isterken
Tutunacak dal bulamadım
Artık oynamıyorum
Bişey olduğundan değil
Bişey olmadığından
Kurduğum oyunlar bişeye yaramadığından
Yeni bişeyler yapmak istiyorum
Ya ben büyüdüm
Ya dünya küçüldü
Ama belli ki
Oyun oynayacak yer kalmadı
Bu dünya’da
Hemen olunmuyor
Hemen gidilmiyor da
Hiç çekilmiyor ama
Hissiz kalınıyor
Kişi kişinin aynasıdır derler
Direkt bakan, direk görür
Güzel bakan, güzel görür
Hor bakan, hor görür
Zor bakan, zor
Hoş bakan, hoş görür
Boş bakan…
Başkasının yükünü sırtımdan atınca
Bi baktım
Kendi yüküm kalmamış
Herkesin sevgisini gönlümden atınca
Bi baktım
Kendime sevgim kalmamış
1931 yılında Mustafa Kemal’in bir toplantıda Türk milletinin nasıl kurtulacağını sorduğunda Hasan Ali Yücel, “Türk milleti ne zaman kurtarıcı arama ihtiyacı duymazsa o zaman kurtulur.” diye cevap vererek Mustafa Kemal’in beğenisini kazanmıştır.
Bişey var sende
Olmadığını bildiğim
Eksik
Bişey
Adını bilmediğim
Ama tadını bildiğim
Bildiğin damağımda kalmış
Bişey
Tadını hatırlasam da
Adını koyamadığım
Ne kadar önemli
Bişey
-Kadınla erkeğin yan yana gelmediği, birbirleriyle görüşüp konuşmadığı memlekette aşk olmaz.
dedi iddialı bir havayla.
-Neden biliyor musun? Çünkü erkekler bir kadın görür görmez iyi, kötü güzel – çirkin hiç bakmaz, haftalarca aç kalmış hayvanlar üzerine atlarlar. Hepsinin alışkanlığı budur. Sonra da bunu”aşk” zannederler. Böyle bir yerde “AŞK “olur mu?
Masumiyet Müzesi
Yol iki yer arası değildir –
Yer iki yol arasıdır
Oruç Aruoba
Duymakla dinlemek arasında fark var
Bir bırakış gerekir bir değişim dönüşüm için
Bilmekle hissetmenin kavuştuğu yerde
Suyla ateşin buluşması gibi
Günün geceye
Ölümün yaşama döndüğü
Varlıkla yokluk arasında
Eşitlikle denklik kadar uzak
Ama bir o kadar da yakın
Sesle nefes arasında
Nefis biyere saklanmış
Nefse sıkışmış
Bir ses olmuşmuş
Olması bir tercih değil bir sonuç
Sebebini aramak meraklısına…
Kapı açılır, sen yeter ki varmayı bil.
Ne zaman bilemem,
Yeter ki o kapıda durmayı bil…
Mevlana
Hak’tan alıp Halk’a veren insanlar yerine
Halk’tan Hak adına alıp veren insanlar var
“There is a difference between knowing the path and walking the path”
Morpheus / The Matrix
“In east, there is only light between two people”
Kingdom of Heaven – Sybilla
Bazen
Baştan başlamak istemez de
Bildiği yerden başlamak ister
İnsan
Bıraktığı yerden devam etmeye
Benzer
Hani şu nerden geldiğini bilmediğin ama toplumun sana yapman gerektiğini öğütlediği şeyi söyleyen ses mi?
Yıllar önce karanlıkta yemek deneyimine gitmiştim.
Deneyim sırasında gördüğümüz tek kişi içerinin gerçek halini merak etmekten vazgeçmemizi söylemişti.
“Gerçek halini gördüğünüz zaman bu deneyim çok normalleşecek ama bu haliyle her hatıranıza farklı bir ortam hayal edebilirsiniz her seferinde farklı bir hatıra düşleyebilir, yaratabilir, yaşayabilirsiniz.”
Düşündüm,
Haklıydı…
Sadece cevaplarını bilmek istemediğimiz sorulara değil
Cevaplarını gerçekten bilmediğimiz, bilemediğimiz sorulara da gözümüzü kapatıyoruz
Belki de bakmaktan yorulduğumuzda
Sadece gözlerimizi dinlendiriyoruz
Ve neye inanıyorsak
O oluyor sonunda
Karanlıkta yediğimiz
Ne güzel söylemiş Âşık Daimi.
Yalnız zerre deyip geçme.
Madem insan dediğin kâinatın bir zerresi, o halde insan değişirse koskoca bir kâinat değişir değil mi?
Ama zor tabi değişmek.
Hatta bir şartı var ki onu da söylemiş Daimi: “Zerre içinde zerreyim ben kendimi bilmez miyim?”
Yani işin sırrı kendini bilmekte.
Değişmek istiyorsan eğer, bileceksin kendini. Neyi terk ettiğini bileceksin ki neye kavuşmak istediğini bilesin.
Şimdi düşünüyorum da bırak bilmeyi ben aslında hiç öğrenemedim kendimi. Onun içinde asla değişmem derdim.
Ne azalırım, ne çoğalırım, ne inerim, ne çıkarım. Zannederdim ki hep aynı kalırım.
Bin sene düşünsem aklıma gelmezdi, meğer Agâh’ın kendini bilmesi için önce her şeyi unutması sonra da yeniden hatırlaması gerekiyormuş. İşte ben bu sayede değiştim.
Bir ömür sürdü belki ama nihayet bu sabah başka bir Agâh olarak uyandım.
Bambaşka bir Agâh’a baktım aynada.
Ve ben dün gece yeni bir yol buldum kendime
O yolun sonunda da evlatlarımın hayatını kurtarmakla kalmayacağım o toprağın altında kaybolanları da bulacağım
Seneler önce bi dilek tutmuştum ben
Ve nihayet gerçekleşicek
Ve artık ben
Agah Beyoğlu
İyi bi insan olucam
Şahsiyet 2. Fasıl
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.